
1 Mayıs 2026’yı; işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, halkların ve tüm ezilenlerin üzerine çöken savaş, yoksulluk, baskı, güvencesizlik ve geleceksizlik koşullarında karşılıyoruz.
Bugün dünyanın dört bir yanında hayatın her alanı bir savaş alanına çevrilmiş durumda. Filistin’de, Ukrayna’da, Orta Doğu’nun farklı cephelerinde, Afrika’da, Asya’da ve Latin Amerika’da süren savaşların, işgallerin, ambargoların ve emperyalist hesaplaşmaların bedelini yine işçiler, emekçiler, kadınlar, çocuklar ve ezilen halklar ödüyor. Devletlerin, şirketlerin ve egemen sınıfların çıkarları uğruna halklara ölüm, göç, açlık ve yıkım dayatılıyor.
Ama savaş yalnızca cephelerde sürmüyor. Savaş, fabrikalarda düşük ücret olarak; okullarda geleceksizlik olarak; sokaklarda polis baskısı olarak; kadınların yaşamında şiddet olarak; gençlerin ruhunda umutsuzluk olarak; Kürt halkının iradesine kayyum olarak; emekçilerin sofrasında açlık olarak sürüyor.
Türkiye’de milyonlarca emekçi, yüksek enflasyonun, düşük ücretlerin ve ağır yaşam koşullarının altında eziliyor. 2026’da net asgari ücret 28.075,50 TL olarak belirlenmişken, TÜRK-İŞ’in Mart 2026 verilerine göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 32.793 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 106.817 TL’ye yükselmiştir. Bu tablo açıkça göstermektedir: Emekçilere reva görülen şey yaşam değil, açlıkla terbiye edilen modern köleliktir.
Gençler yarınlarını göremez hale getiriliyor. Kadınlar hem evde hem işte sömürülüyor; şiddet, yoksulluk ve güvencesizlik kıskacına itiliyor. Çocuklar eğitim hakkından koparılıyor, MESEM’lerde ve güvencesiz işlerde ucuz emek haline getiriliyor. İş cinayetleri ise bu düzenin kanlı gerçeği olarak her ay onlarca işçinin canını almaya devam ediyor. Bu çürümenin en acı yüzlerinden birini son günlerde Urfa ve Maraş’ta yaşanan okul saldırılarında gördük. Çocukların ve gençlerin şiddetin içine sürüklendiği, okulların bile güvenli alan olmaktan çıkarıldığı bu tablo, yalnızca bireysel bir sorun değil; yoksulluğun, geleceksizliğin, dışlanmanın, toplumsal çöküşün ve umutsuzluğun bir sonucudur.
Bu düzen bize yalnızca üç şey vaat ediyor: Daha çok yoksulluk, daha çok savaş, daha çok baskı.
Biz ise buna karşı özgür ve komünal bir dünyanın mümkün olduğunu söylüyoruz.
Biz, işçilerin alın terinin patronların kârına kurban edilmediği; halkların kimliğinin, dilinin ve iradesinin tanındığı; kadınların özgür ve eşit yaşadığı; gençlerin geleceksizliğe mahkûm edilmediği; çocukların çalışmak zorunda kalmadığı; doğanın, emeğin ve insan onurunun savunulduğu bir yaşam istiyoruz.
Bugün bize düşen görev açıktır: Dağınık öfkeyi örgütlü güce dönüştürmek; korkuyu yenmek; suskunluğu parçalamak; işyerlerinde, okullarda, mahallelerde ve meydanlarda birleşik mücadeleyi büyütmektir. Çünkü bu düzen kendiliğinden değişmeyecek. Yoksulluğa, savaşa, faşizme, kayyumlara, kadın düşmanlığına, gençliğin geleceksiz bırakılmasına ve emeğin köleleştirilmesine karşı birleşmeden özgürleşemeyiz.
1 Mayıs, emeğin isyanıdır.
1 Mayıs, köleliğe karşı ayağa kalkıştır.
1 Mayıs, halkların kardeşliğini, kadınların özgürlük mücadelesini, gençliğin geleceğini ve işçi sınıfının birleşik gücünü alanlara taşıma günüdür.
1 Mayıs’ta alanları dolduralım.
Ekmek, özgürlük ve insanca yaşam talebini yükseltelim.
Kölelik zincirlerini kırmak için emeğin, kadınların, gençliğin ve halkların birleşik gücünü büyütelim.
Boyun eğmek yok! Köleliğe teslim olmak yok!
Savaşa, yoksulluğa ve baskıya karşı 1 Mayıs’ta alanlara!
YAŞASIN 1 MAYIS! BIJÎ YEK GULAN!
ÖZGÜRLÜK VE İNSANCA YAŞAM İÇİN 1 MAYIS’TA ALANLARA!
EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ
SOSYALİST BARİKAT
PDF olarak indirin.
1 MAYIS 2026










